Dünya Su Günü Bülteni
Tüm dünyada 5 Haziran’ın Dünya Çevre Günü olarak kutlanılması, Birleşmiş Milletler Genel Kongresi tarafından 1972 yılında İnsan ve Çevre konulu Stockholm Konferansında kabul edilmiştir. Amaç, dünya çapında çevrenin öneminin anlaşılması ve doğal mirasın korunması konusunda bireyleri ve toplumları bilinçlendirmek onları çevrenin korunması konusunda teşvik etmektir. 
 
2004 yılı Dünya Çevre Günü Barcelona’ da           (İspanya) “ Wanted! – Seas and Oceans – Dead or Alive / Aranıyor! - Denizler ve Okyanuslar – Ölü veya Diri “ konusu ile kutlanmaktadır.
 
HOMER, milattan 1000 yıl önce, "Deniz yaşamının kaynağı, hayatın başlangıcıdır" demiş.
 
Bizler, milattan 2000 yıl sonra, "Kirli Denizler Ölümün Kaynağı, sonun başlangıcıdır." bilinciyle yetinmeyelim.
Denizdeki biyolojik hayatın verimliliği ve sürekliliği sudaki oksijen ve ışık miktarı ile su ısısına bağlıdır. Bu üç fiziki bölümü belirleyen en kritik kısım ise yüzeyin ilk milimetreleridir. Bu bölgenin önemini şu şekilde açıklayabiliriz.
a- Suda oksijenin büyük çoğunluğu direkt olarak atmosferden gelir. Atmosferdeki oksijen miktarının sudan daha fazla olması nedeni ile yavaşça atmosferdeki oksijen deniz suyu içinde çözülür ve akıntılar sayesinde denizin farklı derinliklerine dağılır. Atmosfer ile deniz arasındaki oksijen değişimi ise deniz yüzeyinde gerçekleşir.
b- Sudaki besin zincirinin en alt tabakası olan bazı besin kaynakları fotosentez ile beslenir. Fotosentez için en gerekli öğelerden birisi ise güneş ışığıdır. Denize giren güneş ışığının önüne ne kadar az bariyer çıkarsa, güneş ışığı daha derine inebilir. Yani deniz yüzeyi ne kadar berrak ve temiz ise güneş ışığı da o kadar derin bölgeye ulaşabilir.
c- Deniz suyu sıcaklığı da eko-denge açısından çok önemli bir unsurdur. Deniz suyu ısısını hem güneş ışığından hem de atmosferden alır. Atmosferle temas eden deniz yüzeyi atmosferin ısısını emer. Bu ısı alışverişinin miktarı ise deniz yüzeyinin ilk milimetrelerindeki temizliğe bağlıdır. Denizlerdeki kirlenme en yoğun deniz yüzeyinde görülür. Yukarıda açıklanan nedenlerle bu bölgede görülen aşırı kirlenme denizlerin ısınma kapasitesini zayıflatmakta, hava ve güneş ile temas etmeyen denizde eko-denge bozulmaktadır.
 
2. DENİZ KİRLİLİĞİ SEBEPLERİ

Deniz kirliliğine sebep olan başlıca faktörleri şöyle sıralayabiliriz:   
 
·         Evsel artıklar; Çöpler, arıtılmadan akarsulara, denizlere verilen kanalizasyon ve pis su atıkları bu başlık altında toplanabilir
·         Endüstriyel atıklar; (örnek olarak; kimyasal kirleticiler, zehirli gaz atıkları, tozlar)
·         Elektrik üretmek amacıyla kurulan termik, nükleer santraller
·         Yanlış   yer   seçimi   yapılan tersane,   çekek,   liman,   balıkçı barınakları
·         Erozyon
·         Yanlış sahil dolgu alanları
·         Sanayi tesislerinin dolum, boşaltım, aktarma alanlarında petrol türevlerinden kaynaklanan kirlenmeler
·         Deniz   ve   iç   su   taşıtlarının   sintine,   kirli   balast   sularından kaynaklanan kirlilikler
·         Gemiler tarafından taşınan balast sularında bulunan yabancı sulara ait canlılar ve kimyasal kirleticiler
·         Ruhsatsız ve yasal olmayan alanlardan kum çekilmesi
·         Kazalar
·         Çarpık kentleşme
·         Aşırı ve bilinçsizce avlanma
·         Genetik yapıları değiştirilen ve yayılımcı yabani türler (yosun vb.)
·         Üretim çiftlikleri
·         Atmosfer kaynaklı kirlilikler (toz, asit yağmurları, dümen, hava taşıtlarının atıkları vs.)
 
3. ÜLKEMİZDE DENİZ KİRLİĞİ
 
Çevre kirliliğinden dolayı 1980 yılında balık üretimi 500 bin tonu geçerken, günümüzde 100 bin tona kadar düşmüştür. Dört denizimizin de kapalı deniz olması ve su yenileme zamanının uzun olması dolayısıyla, denize giren atıkların ortamda kalma süresi daha fazladır. 11.500 km2'lik bir alana, 3.378 km3'lük bir hacme sahip olan ve ülkemizin en yoğun nüfus ve sanayi yerleşimlerini kıyılarında barındıran Marmara Denizi'ndeki kirlenme yüksek boyutlardadır.
Su kirliliğinin en önemli etkenlerinden olan evsel ve endüstriyel atık suların arıtılması ile ilgili ülkemizdeki durum şöyledir;
  • Endüstriyel işletmelerde arıtma tesisine sahip işletmeler sadece %9'dur.
  • Arıtma tesisi bulunmayan kuruluşlardan; özel sektörün oranı %16 iken, kamu sektörünün oranı ise %84'tür.
  • Ülkemizde faaliyette bulunan organize sanayi bölgelerinden sadece %14'ünde arıtma tesisi bulunmaktadır.
  • Ülkemizdeki turistik tesislerin %81'inde arıtma tesisi bulunmamaktadır.
  • 3215 belediyenin bulunduğu ülkemizde 141 belediyede kanalizasyon sistemi vardır, bunun da sadece 43 tanesinde arıtma tesisi bulunmaktadır. Bir başka ifade ile kanalizasyon sularının %98.67'si hiç arıtılmadan ırmaklara, göllere ve denizlere bırakılmaktadır.
  • Ülkemizdeki endüstri kuruluşlarının %98'inde arıtma tesisi bulunmamakta, olanların bir kısmı ise yetersiz veya çalışamaz durumdadır.
  • Endüstrinin ürettiği zehirli ve ağır metaller ihtiva eden atık sulara gelince; yılda 930 milyon metreküp endüstriyel atık suyun sadece %22'si arıtılmakta, %78'i ise arıtılmaksızın doğrudan göl, ırmak ve denizlere verilmektedir.
 
4. KİRLİLİĞİN ÖNLENMESİ İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
 
  • Nesli tehlikede türler tespit edilerek yaşam alanları koruma altına alınmalıdır.
  • Biyolojik çeşitliliği tehdit eden risk faktörleri ile biyolojik etkileri belirlenmelidir.
  • Suda barınan fauna ve flora envanter çalışmalarının tamamlanması gerekmektedir.
  • Deniz kirliliği ile mücadelede ilgili bakanlık, kamu kuruluşu ve meslek örgütleri ile halkın da katılacağı bir organizasyon tarafından, acil müdahale ve mastır programlar hazırlanmalıdır.
  • Son derece verimsiz ve deniz kıyılarında bulunan maden sahalarının yarattığı jeolojik, biyolojik sorunlar nedeniyle su ürünleri avlanma alanları yok olmakta, doğal denge bozulmaktadır. Ruhsatlandırma işlemleri esnasında o bölge için kesinlikle ÇED istenmelidir. ÇED 'in olumsuz olması halinde bu tür işletmelere ruhsat verilmemelidir. ÇED raporlarının bağımsız örgütler tarafından denetlenmesi sağlanmalıdır.
  • Su havzalarına kaçak inşaat yapılması kesinlikle önlenmelidir. Oturma izni ve iskan verilmemeli, belediye tarafından bu yerleşim alanlarına hiçbir hizmet götürülmemelidir.
  • Yılda 60.000 den fazla geminin geçiş yaptığı Denizlerimizde ve boğazlarımızda, gemilerin ve diğer deniz ve iç su taşıtlarının sintine, kirli balast sularını boşaltabileceği alanların (Liman Atık Alım Tesisleri) yapılmasına hız verilmelidir.
  • Akdeniz Ekosistemine dahil olan ülkemizden yük almak için, kara sularına girecek olan açık deniz taşıtlarının, denge amacıyla aldıkları balast sularını, daha karasularımıza girmeden değiştirmelerinin sağlanması; genetik yapısı değiştirilmiş ve yayılmacı türlerin kendi ekosistemimizi tehdit etmesinin önüne geçmek için bir araçtır.
  • İç sularımızda kirlilik, uluslararası standartların çok üzerindedir. Bunların önlenebilmesi için Arıtma sistemlerinden ödün verilmemelidir.
  • Deniz ve iç sulardaki kirlilik envanterlerinin en kısa sürede çıkartılarak, kamuoyuna ve ilgili kuruşlara ulaşması sağlanmalı ve bu konudaki projelere mali destek sağlanmalıdır.
  • Suda yaşayan canlı kaynakları, suyu süzerek beslendikleri veya süzerek beslenen canlılarla beslendikleri için, kirlilik etkenleri bu canlıların bünyelerinde   birikmektedir.   (Zehirli   kimyasallar-ağır  metaller- kanserojenler).Bu iç sularda ve denizlerimizden elde edilen canlı kaynaklardaki  kirlenme  sınırları  sürekli takip edilmeli ve bu sınırların uluslararası sınırları aşması halinde, ihracatçı ve tüketiciler uyarılmalıdır, (mesela yengeç, karides, ıstakoz gibi bazı organizmalarda 1-10 ppm, midye gibi çift kabuklularda ve balıklarda 5-50 ppm kadar duyarlıdır.)
  • Deniz taşıt trafiğinin çağdaş düzeyde planlanması ve verilmekte olan   kılavuzluk hizmetlerinin kalitesinin yükseltilmesi, deniz kazalarını asgariye indirecektir.
  • Denizlerimizden geçiş yapacak olan gemilerin uluslararası standartlara uygunluğu denetlenmelidir.
  • Deniz kazaları için acil müdahale birlikleri ve planı hazırlanmalıdır.   Böylece   yetki karmaşası ve karışıklıklar en minimum düzeye inecektir.
  • Sağlık  Bakanlığına bağlı hudut Sahilleri Genel Müdürlüğünün kontrolündeki sağlık merkezleri günün koşullarına göre dizayn edilmelidir.
  • Karasularımızda sefer yapan tüm gemilerin (yerli/yabancı) doğal, tarihi kültürel ve ekonomik çevreye verebilecekleri zararların giderilmesi ve tazmini konusunda bu gemilere yasal düzenlemeler gözden geçirilmelidir.
         Kirlenmenin önlenmesi için Ulusal ve uluslararası mevzuatta bir çok yasanın bulunmasına rağmen, bu yasaları uygulamada zorluk çekildiği bilinmektedir. Yetki ve sorumluluk tek bir organizasyonda toplanmalıdır. Uygulayıcı konumunda olan, üreticiler ve sivil toplum örgütleri için hizmet içi eğitimler yapılmalıdır.
 
5. VALFSEL A.Ş. ‘DEN ÇEVRE HABERLERİ
 
Valfsel A.Ş. Manisa İşyerinde 2003 yılında toplam 34.720 Kg. katı atık tekrar kullanım ve ülke ekonomisine tekrar kazanım amacı ile ilgili geri kazınım firmalarına verilmiştir.
 
Yaklaşık 17 ton atık ise OSB tesislerine ve İzmir Harmandalı Katı Atık Depolama tesislerine gönderilmiştir.
 
Atık su geri kazanım tesisi sayesinde 5.418 m3 suyu tekrar kullanarak su kaynaklarının tasarruflu kullanılmasına katkı sağlanmıştır. 
 
Çalışan ve ailelerinin çevre bilincini ve ağaç sevgisini geliştirmek amacıyla 2004 yılı Mart ayında Valfsel A.Ş. ağaçlandırma sahasına 350 adet çam fidanı dikilmiştir. Ağaç dikme organizasyonunun başladığı 2001 yılından bu yana toplam 1.172 adet çam fidanı dikilerek orman alanlarımızın arttırılmasına katkıda bulunulmuştur.
 
Çalışanlarımıza, çevre konusunda daha bilinçli ve duyarlı olunması amacıyla eğitimler verilmiştir. TEMA Vakfı ile organize edilen “Çevre ve Erezyon” konulu eğitime tüm çalışanlarımız katılmıştır.
 
Çevre yönlerimizi geliştirmek amacıyla 7 adet Çevre Yönü Geliştirme Programı uygulanmıştır.
 
Valfsel A.Ş. gerek yeni ürün tasarımlarında gerekse ürün geliştirme faaliyetlerinde kaynak tüketimlerini azaltacak metotları uygulamakta ve sürekli geliştirmektedir.
 
Yeni ürün tasarımlarında, insan sağlığı ve hijyen açısından zararsızlığı ulusal ve/veya uluslararası standart kuruluşlarınca test edilmiş ve onaylanmış malzemeler seçilmektedir.
 
Armatür Sanayi’ nin ana girdisi, bakır ve çinko alaşımı olan pirinç’tir. Pirinç malzemelerin bileşiminde az miktarda demir, bakır, kurşun, kadmiyum gibi metallerde bulunmaktadır. Kurşun, yapısı itibariyle suda çözünebilen ve toksik etkisi olan bir metaldir. Vücuda alınan kurşun karaciğer, böbrek ve kemik dokusunda birikir. Aşırı derecede kurşunun vücuda alınması halinde zehirlenmelere neden olur. Ayrıca toksik etkisinden dolayı doğada yaşayan bitki ve canlı türlerinin de ölümüne yol açar. Bu bilinçle ürünlerimizde düşük kurşun oranlı malzemeler kullanılmaktadır.
 
Üniversitelerde yaptırılan incelemelerde Uzak doğu menşeli döküm gövdeli armatürlerin ürünlerimizden 3 kat daha fazla kurşun içerdiği tespit edilmiştir. Hammaddedeki kurşun oranı arttıkça, suda çözünmüş kurşun oranı da otomatikman artmaktadır. Bu tarz armatürlerin evlerimizde, iş yerlerimizde kullanılması halinde içme suyu ile vücudumuza aldığımız yüksek kurşun miktarı sağlığımıza olumsuz yönde etki edecektir. Ayrıca bulaşık yıkarken veya banyo yaparken kullandığımız suda çözünen kurşun kanalizasyonlar vasıtası ile yeraltı sularımıza, nehirlere ve denizlerimize karışarak çevre kirlenmesine, canlıların yaşamlarını yitirmelerine neden olacaktır.
 
Tüm ürünlerimiz muadillerine göre ortalama 4–5 litre daha az su harcamakta ve su tasarrufu sağlamaktadır. Kaba bir hesapla 100.000 konutta bulunan 3 adet bataryanın günde 10 dakika süre ile akması halinde sağlanacak su tasarrufu yıllık 5.500.000 tondur.